John Titor Günlükleri #1: Farkındalık

Friolero - 29 Nisan 2018

Tarih boyunca insanlık pek çok ayrım gördü. Bunlar içinde ırk ve cinsiyet ayrımı acısı çok ağır ve giderilmesi en zorları olmuştur. Birkaç sene önce bana hüzün veren bir karikatüre rastlamıştım: Yaşlı bir adam, kucağına aldığı küçük bir zenci çocuğa “Büyüdüğünde ne olmak istiyorsun?” diye soruyordu, çocuk ise “Beyaz adam.” yanıtını veriyordu. “Büyüdüğümde erkek olmak istiyorum.” diye bir karikatür şu ana kadar göremesem de, özgürlükleri kısıtlanan nice genç kızın akıllarından “Keşke erkek olarak doğsaymışım.” cümlesinin geçtiği oluyordur. Yetişkin hanımların, gözledikleri cinsiyet ayrımcılığı karşısında “Bu dünyada erkek olmak varmış.” dediklerini sıkça duydum fakat.

Genelde erkek ile kız çocuk arasında bir ayrım, çifte standart vardır. Erkeklere tanınan ayrıcalıklar kızlara tanınmaz. Oğullarının çapkınlığıyla içten içe gurur duyan, arkasından pohpohlayarak “Aslan oğlum, aynı ben!” diye söylenen nice babalar vardır. Ancak hiçbir baba kızının çapkınlığıyla gurur duymaz, “Aslan kızım, aynen anası!” demez. Bu ayrım kızları korumak amaçlı yapılıyor olabilir fakat sonuçta kızlar, en azından eve giriş çıkış saatlerinde, haklı veya haksız baskıya uğramaktadır. Üstelik kendi kızlarını var güçleriyle korumaya çalışan bu babaların başkalarının kızlarını korumayı düşünmemeleri, onları da kendi evlatları olarak görmemeleri büyük bir bencilliktir bana kalırsa.

Bir zamanlar, en azından kırsalda, erkek çocuk kızdan daha işlevsel olabilirmiş. Mesela; beş oğlu olan bir köylü baba daha az ırgat çalıştırır, bir kavga ortamında arkasında durabilecek insanı olurmuş. Beş oğlu değil de beş kızı olan babalar bu ayrıcalıklardan yoksun kalırdı Üstüne üstlük evlenen kızlar baba evini terk eder, evlenen oğlanlar ise gelinle beraber baba evinde kalırdı. Böyle bir düzen içinde erkeğin daha işlevsel olması anlaşılabilir bir şeydir. Ancak artık günümüzde, özellikle modern yaşamın koşullarında erkek çocukların bu tür bir işlevleri kalmamıştır. Artık kız çocuk da, erkek çocuk da her türlü mesleğe yönelebiliyor, evlenen tüm çocuklar baba evinden ayrılıyor ve kavga eden erkek babaları oğullarını değil polisi arıyor. Özetle, eskiden erkek ve kız çocukların sosyal ve ekonomik işlevleri farklıydı, ama artık değil. Bu durumda erkek ve kız çocukları arasında günümüzde ayrım yapılmasını, tedavülden kalktığı halde sahipleri tarafından saklanan eski paralara benzetebiliriz.

Şu ya da bu nedenle, bazen haklı görülen, daha doğrusu haklı göregelen nedenlerle, alışkanlıklarla kadın, genelde erkeğin baskısına, zulmüne uğramıştır veya göz ardı edilmiştir. Bu hususta birkaç örnek vermek istiyorum:

1- Kimi ülkelerde sadece kız çocuklarına demir ayakkabı giydirilmiştir. Demir ayakkabının görünen mantığı kadını küçük ve zarif ayaklı yapmaktı ama alttaki amaç; onu yürüyemez, uzağa gidemez, evine ve kocasına bağımlı bir varlık haline getirmekti. Kadının ayaklarına ve aslında tüm varlığına yapılan bu baskıyı “köleleştirme” olarak adlandırmak abartı sayılmasa gerek.

2- Bazı ülkelerde, ismi lazım değil, halen töre cinayetlerinin devam ettiğini görmek gerçekten çok üzücü. Bir genç kız tecavüze uğradığında babası, “Benim kızın mutlaka bir suçu vardır, bu adam durduk yere bunu yapmaz.” diyerek kızını vurur. Yine bu ülkelerdeki bazı babalar, kızlarını yaşlı ve varlıklı erkeklerle evlendirmek istediklerinde, kızları karşı çıkar ya da genç sevgilileriyle kaçarsa, aslında evlenmelerine izin vermek mümkün iken, töredir diye onları yine vururlar. Peki, bu ülkelerdeki babalar şu ya da bu nedenle niçin oğullarını vurmazlar? Neden? Kültürümüz gelinlere omuz veren babaların, kadınların ayağına halhal takan kocaların kültürüdür. Bir kazaya, belaya uğradıklarında, kızlarımızı vurmak değil onları bağrımıza basmak yakışır bize.

3- Başka erkekleri model almanın yanı sıra erkeğin biyolojik yapısından kaynaklanan saldırganlık, kadının korunması gereken bir varlık olarak algılanmasına yol açmıştır. Erkeği kadından üstün görüp ona serbestlik tanıyan toplum, erkeğin saldırganlığını kontrol etmek yerine, kadını eve kapatmayı, kilit altına almayı uygun görmüş, Türk geleneklerine göre eve hapsedilmiştir. Kadın sadece bizde değil, hemen dünyanın pek çok yerinde, koruncak diye baskı altına alınmıştır. Erkeğin saldırganlığından korumak için kadını baskı altına alma düşüncesi, folklorumuzun bir parçası haline geldiğini şu türkümüzden bile anlayabiliyoruz: “Komşu kızını zapt eyle, bizim oğlan âşıktır, diloy diloy yaylalar.” Şimdi bu ne? Kibarca; “Kızına göz kulak ol, eve kapat da bir terslik olmasın!” diyor. Kardeşim, adam kızıma âşıksa ne için baskı altına alınan benim kızım oluyor, kendi oğluna sahip çıksana! Bu türkü bile konuya bakış açımızı özetliyor.

4- Ev dışında da çalışan kadınlar, iş yerlerinde çalışmanın yanı sıra bir de evlerinde iş yapar, erkeklere oranla iki kat çalışır ve ezilirler. Pazar, genelde erkeğin tatil günüdür. Ancak ev dışında da çalışan kadınlar için Pazar, yine bir iş günüdür. Ev işlerinin çoğunlukla kadınlara kalmasının nedeni, ev işlerinin genelde “kadınlara özgü” olarak algılanmasıdır. Bu algı o kadar içimize işlemiştir ki bazı erkekler “Ben eşime ‘yardım’ ediyorum.” der. Bu ifadede, ‘ev işi aslında eşimin görevidir, ben bir erkek olarak ona destek oluyorum’ anlamı vardır. Kadının ve erkeğin gerçekten eşit olduklarını düşünüyorsak “Ev işlerini paylaşıyoruz.” dememiz gerekir.

5- Kadınlar, dünya çapında ev içi şiddete erkeklere oranla çok daha fazla maruz kalır. Kadınları çoğunlukla kocaları döver; ayrıca az sayıda da olsa bazı yerlerde genç erkekler annelerini döver. Bir erkeğin karısını dövmesi, kanunlar önünde suçtur. Toplumun gözünde kabalıktır. Ancak bir kişinin annesini dövmesi suçtan bile öte bir davranıştır. Kadına yönelik koca/oğul baskısı sadece bize özgü değildir. 17. yy’ın sonlarında yazdığı bir kitapta Fenelon, kadınların evlenmeden önce babalarının, evlendikten sonra kocalarının, anne olduktan sonra da oğullarının gözetimi ve denetiminde olması gerektiğini belirtmiştir.

6- Kadınların ikinci sınıflığı, yaşamın hemen her kesiminde karşımıza çıkar. Eğer bir erkeğin eşcinsel olduğundan söz edilirse, dünyanın bazı yerlerinde, en azından ülkemizde aktif mi pasif mi olduğu merak edilir. Bu meraklı tavır, aslında eşcinsellere bir saygısızlık değildir, genelde kadına karşı saygısızlıktır. Erkek birinci, kadın ikinci sınıf insan olarak algılandığı için temelde o eşcinselin birinci sınıf bir insan mı yoksa ikinci sınıf bir insan mı olduğu sorgulanır. Sokakta kimin kadın kimin erkek olduğu bir bakışta anlaşıldığı için erkeğin birinci, kadının ikinci sınıf olduğunu hemen anlarız! Ancak bir eşcinselin birinci sınıf mı, ikinci sınıf mı olduğunu hemen anlayamayanlar sorma ihtiyacı hisseder.

Sonuç olarak kadına baskı yapmak, kadını erkeğin yanında ikinci sınıf kabul etmek, oldukça yaygın olan, çoğunlukla farkında olmadan sergilenen ama sonuçta kadını esir haline getiren bir tavırdır.

Bu makaleyi neden yazdığıma gelirsek, yakın zamanda şehirlerarası otobüste yakın arkadaşımın başından geçen talihsiz olayı öğrenmem üzerine en azından kendi düşüncelerimi belirtmesi adına bu yazıyı kaleme dökmek istedim. Aslında bu makale için bazı şeyler yaşamış olmama gerek yoktu. Zira haberlerde, çevremizde gördüğümüz şeyler yeter de artar bile. Bu yazdıklarım tabii kadının toplumdaki yerini anlatması açısından yetersiz kalıyor. Ama en azından kafalarda küçük bir şimşek bile çakmasına vesile olursa, ne mutlu bana. Aslında bugün bu sitede ve nicelerinde zevkle okuduğunuz Shoujo türü mangaların, 1960’lı yıllarda kendilerine biçilen sınırlardan çok daha fazla olduklarını söyleyen Japon kadınlarının topluma bir başkaldırısı olarak ortaya çıktığı da bir gerçek. Ama bu konuya da başka biraz zaman değiniriz.

Mavi’ye yaklaşık 2 ay önce katıldım. Daha önce buradaki çalışmaları takip ediyor fakat bir türlü çeviri yapacak zamanı bulamıyordum. Şimdi bu kararı neden bu kadar geç verdiğimi sorguluyorum. Her birisi birbirinden hoş ve nazik pek çok insan (başta kahrımı çeken suç ortağım Fri-chan ve patroniçe Sumire olmak üzere) barındırıyor Mavi ve umarım bu birlikteliğimiz daha nice seneler devam eder.

Ben John Titor ve gelecek hiç de umduğunuz gibi değil…

 

Fri‘den Dipnot: Afakanlar ziyarete geldi, bölümleri 1 hafta sonra atacağım, Uruguay‘da tatildeyim, haftaya kesin mesajlarınızı bekliyorum. xD

Manga Adı Bölüm Çevirmen Editör Temizleme
Eggnoid 21 Ceshie Hayal
Mune ga Naru no wa Kimi no Sei 14-17 Farrelleda-Mayu Psykhe
Ran to Haiiro no Sekai 23 Farrelleda Eva Artist
The Friendly Winter 30 Farrelleda Rosamary
unOrdinary  82 Mayu Hayal